Altındağ Bayan Masör – Masör Ece
Altındağ Bayan Masör – Masör Ece
Altındağ Bayan Masör göklere ve bastığım toprağa yeminler savurdum. Hiçbir koşulda, hiçbir şey engellemeyecekti yazmamı. Kararımın doğru olup olmadığını, kati olup olmadığını araştırmıyordum artık. Bundan böyle mutluluğun peşinde koşacağıma ve mutluluğa kavuşacağıma da söz verdim içimden. * * * yine bahar geldi. Sınavlarımı verdim. Filoloji çalışma fikri öylesine itici geldi ki, sınava girmekten vazgeçtim. Babamı düş kırıklığına uğrattı bu kararım. İki diplomam olsun istiyordu. Akla yakın olanı da buydu. Ne var ki, artık on altı yaşında değildim. Ayağım yere basmıştı. Aklıma bir şey geldi. Son sömestrim boştu.
Altındağ Bayan Masör bitirme imtihanına hazırlanmak için daha ne bekliyordum? O zamanlar, sınıf geçmek ve okulu bitirmek için aynı yılda iki defa sınava girmek kurallara aykırı değildi. Yeterince hazırlanabilirsem, ekimde bitirme sınavına da girebilir ve böylece bir yıl kazanmış olurdum! şu demek oluyor ki böylece, on sekiz ayda Sorbonne’la ilişiğimi kesebilir, evindeki yaşamla bağlanım koparabilir, özgür olabilirdim! Yepyeni bir yaşam başlardı! Bir an bile duralamadım. Doğru Mösyö Brunschwig’e gittim, düşüncemi söyledim. Aslına bakarsan fen imtihanımı vermiş olduğuma ve Yunanca ile Latinceyi de yeterince bildiğime nazaran, bu tasarıyı denemenin aslabir sakıncası olmadığını söyledi. Tezimi, “Leibniz’de Kavram problemi” üzerine hazırlamamı öğütledi. Kabul ettim. Sadece, yalnızlık belimi bükmeye devam ediyordu. Nisan adım atarında dayanılmaz bir hal aldı. Jean Pradelle, birkaç arkadaşıyla beraber, Solesmes’e gitti kısa bir süre için.
Altındağ Bayan Masör
Altındağ Bayan Masör karşılaştık, biz de o kitaplığa üye idik. Kitaplığın büyük salonunda Adrienne Monnier, keşiş cübbesine benzer giysilerine bürünmüş; günün ünlü yazarlarını, Fargue’ı, Prevost’yu, Joyce’u kabul ederdi. Arkadaki küçük odalar her zaman boş olurdu. Arka odalardan birine çekildik, iki tabureye ilişip, konuştuk. Pradelle, biraz da çekingen bir sesle, Solesmes’de mukaddes ekmek törenine katıldığını ve mukaddes ekmekle şaraptan tattığını açıkladı. Arkadaşlarının Tanrının Masasına yanaştığını görünce, kendini toplumdan itilmiş hissetmiş; ertesi gün, o da onlarla beraber gitmiş: günah çıkarmış, törene katılmış ve sonra, Tanrıya hâlâ inandığına karar vermiş. Boğazcaımda bir koca düğüm, dinledim söylediklarını.
Kendimi terkedilmiş, atılmış, ihanete uğramış hissediyordum. Jacques, Montpamasse barlarında sığınacak bir köşe bulabiliyordu; Pradelle, çarmıhın gölgesine sığınıyordu; benim yanımda kalacak, bana destek olacak, omuz verecek kimse yoktu. Bu bırakılmışlık, geceler boyu ağlattı beni. İki gün sonra babam La Grilliere’e gitti. Şu anda anımsamadığım bir nedenden ötürü kız kardeşini görmek istiyordu. Homurdayan lokomotifler, ise bulanmış gecenin içindeki dumanın al parıltıları, vedalaşmaların o can alıcı kesinliğini düşündürdü bana. Birden; “Ben de sizinle geliyorum, ” dedim. Annem, yanımda bir diş fırçası bile olmadığını söyleyerek itiraz etti; fakat nihayetinde isteğimi kabul ettiler. Tüm seyahat süresince, pencereden sarkom, karanlığı ve rüzgârı içtim doyasıya, ilkyazda hiç görmemiştim köyleri. Çan çiçekleri ve çuha çiçekleri arasında, guguk kuşlarının şarkılarına ayak uydurdum. Çocukluk anılan, yaşamım, ölümüm duygulandırdı beni. Ölüm korkusu, hiç bırakmamıştı yakamı; ölüm fikrine alışamamıştım bir türlü. Daha hâlâ korkuyla ürperdiğim ve ağlamış olduğım oluyordu ölümü aklıma getirdikçe. Bazen de, şu anda ve burada yaşamak, akıl almaz bir güzellik oluveriyordu.
Son yorumlar