Altındağ Mutlu Son

Altındağ Mutlu Son

O sabah nerede ise on beşinci defa kendinin de sezona katılan öteki erkekler şeklinde olmasını dilerken buldu, onların çoğu annelerini ya hiç dinlemiyordu ya da Altındağ Mutlu Son önemsemiyordu. Anası, iyi mi olduysa, ona bu lanet olası, bir hafta sürecek ev partisine katılmayı kabul ettirtmeyi başarmıştı ki şüphesiz Miranda da orada olacaktı. O bir ahmaktı. Bu gerçek gittikçe daha da netleşiyordu. Kaderi gücendirdiği açıkça belli olan bir ahmak, çünkü annesi ön hole gelir gelmez, Altındağ Mutlu Son “Senin Miranda ile gitmen gerekecek, ” dedi. Açık ki Tanrıların espri anlayışı pek sağlıklı değildi. Boğazını temizledi. “Sence bu zekice bir şey mi anne? Annesi ona sabırsız bir bakış attı. “Kızı ayartacak halin yok, değil mi?” lanet olası.

“tabii ki yok. Bir tek onun adının iyi mi anılacağını düşünmek gerekiyor. Oraya onunla aynı otomobilde gidersek insanoğlu ne düşünür? Herkes onunla baş başa bir kaç saat geçirdiğimizi tahmin edecektir.” “hepimiz ikinizin kardeş kadar yakın olduğunuzu bilir. Hem, aslına bakarsan Chester Park’tan bir mil önce buluşup arabalarımızı değiştireceğiz böylece de sen babanla beraber gelmiş olursun. Hiç sorun olmayacak. Aslen, babanla ben Olivia’yla baş başa konuşmak istiyoruz.” “Şimdi ne yaptı?”

Altındağ Mutlu Son

“Georgiana Elster’a aptal ördek demiş.” “Georgiana Elster aslına bakarsanız aptal bir ördek.” “Onun yüzüne demiş Turner! Onun yüzüne.” Altındağ Mutlu Son “Onun açısından bir muhakeme eksikliği olabilir fakat iki saat boyunca azarlamayı gerektiren bir şey bulunduğunu sanmıyorum.” “Hepsi o kadar değil.” Turner derin bir iç çekti. Annesi kararını vermişti. İki saat süresince Miranda ile tek başına olacaktı. Bu işkenceyi hak edecek ne yapmıştı? “Sör Robert kent’e koca kakım demiş.” “Sanırım, onun da yüzüne karşı söylemiş.” Leydi Rudland başını salladı. “Kakım ne demek?” “En küçük bir fikrim bile yok ama bunun bir kompliman olduğunu sanmıyorum.” “Kakım bir sansar, sanırım, ” dedi Miranda üzerinde mavi renkte bir seyahat elbisesi ile hole girdiğinde. Her ikisine de gülümsedi, üzerinde sinir bozucu bir sakinlik vardı. “günaydın, Miranda, ” dedi Leydi Rudland kesin bir dille. “Sen Turner’la gidiyorsun.”

“Öyle mi?” kelimeleri neredeyse boğazcaına dizilecekti bu yüzden bir kaç öksürükle durumu toparlaması gerekti. Turner bundan çocuksu bir haz almış benzer biçimde görünüyordu. “Evet. Lord Rudland ve benim, Olivia ile gitmemiz gerekiyor. Herkesin içinde çok uygunsuz şeyler söylemiş.” Merdivenlerde bir kükreme duyuldu ve üçünün başı da merdivenlerden inen Olivia’ya döndü. “Bu gerçekten lüzumlu mi anne? Hiç kötü bir niyetim yoktu.